• Biz Kimiz?
    • Hakkımızda
    • Yönelişimiz
    • Bize Ulaşın
  • Çalışmalarımız
    • Etkinlikler
    • Kampanyalar
    • Deklarasyonlar
  • Yazılarımız
    • Politika
    • Açık Kürsü
    • Kültür / Sanat / Bilim
    • Mektubumuz Var!
    • Haklarımız Var!
  • Beynelmilel
    • Uluslararası Mücadele
  • İlham Verenler
  • Medya
    • Video / Youtube
    • Podcast
Kadın Dayanışması
  • Biz Kimiz?
    • Hakkımızda
    • Yönelişimiz
    • Bize Ulaşın
  • Çalışmalarımız
    • Etkinlikler
    • Kampanyalar
    • Deklarasyonlar
  • Yazılarımız
    • Politika
    • Açık Kürsü
    • Kültür / Sanat / Bilim
    • Mektubumuz Var!
    • Haklarımız Var!
  • Beynelmilel
    • Uluslararası Mücadele
  • İlham Verenler
  • Medya
    • Video / Youtube
    • Podcast
No Result
View All Result
  • Biz Kimiz?
    • Hakkımızda
    • Yönelişimiz
    • Bize Ulaşın
  • Çalışmalarımız
    • Etkinlikler
    • Kampanyalar
    • Deklarasyonlar
  • Yazılarımız
    • Politika
    • Açık Kürsü
    • Kültür / Sanat / Bilim
    • Mektubumuz Var!
    • Haklarımız Var!
  • Beynelmilel
    • Uluslararası Mücadele
  • İlham Verenler
  • Medya
    • Video / Youtube
    • Podcast
No Result
View All Result
Kadın Dayanışması
No Result
View All Result

Hormon Hakkım Kolektifi’nden Ecmel Deniz Doğan: “Transların hormona erişimine dönük müdahaleler politik bir mesele”

KD Söyleşi by KD Söyleşi
19 April 2026
in Söyleşi
0
Hormon Hakkım Kolektifi’nden Ecmel Deniz Doğan: “Transların hormona erişimine dönük müdahaleler politik bir mesele”

Mart ayında transların sağlığa ve hormona erişimde yaşadığı ayrımcılığa karşı mücadele eden aktivist ve örgütlerden oluşan Hormon Hakkım Kolektifi kuruldu. Kolektiften Ecmel Deniz Doğan ile hormon erişimine getirilen kısıtlamaları ve transların yaşadığı hak ihlallerini konuştuk.

Söyleşi: İrem Yıldırım – Merve Şanlıdağ

Hormon Hakkım Kolektifi nasıl ve hangi amaçlarla kuruldu?

Hormon Hakkım Kolektifi’nin başlangıcı yasa tasarısı çalışmalarına dayanıyor. Nefret yasası ilk gündem edildiğinde hormona erişim de Türkiye’de giderek zorlaşmaya başlamıştı. Biz translar olarak yasa tasarıları konusunda hem derneklerde hem de inisiyatiflerde yoğun olarak çalışıyorduk. Hormon meselesi de bir yandan gündemimizdeydi. Çünkü yasa tasarısı ilk sızdırıldığında hormona erişimde ve cinsiyet uyum sürecine erişimde 21 yaş kısıtları vardı. O yüzden aslında her zaman çalışmalarımızın odağındaydı. Kolektif olma fikri ise artık bu konuda daha odaklı, daha yoğun çalışmamız gerektiğini düşünmemizden çıktı. Çünkü transların hormona erişimine dönük müdahaleler artık tek tek yaşanan aksaklıklar olmaktan çıkmıştı. Yaygın ve politik bir mesele haline gelmeye başladığını zaten fark ediyorduk. Farklı şehirlerden çok benzer deneyimler gelmeye başlamıştı. Reçete erişimleri, eczanelerde yaşanan sıkıntılar, sürecin belirsizleşmesi, hekimlerin geri çekildiği durumlar oluyordu. Hastaneler uyum süreçleri bakımından fiilen kapatılıyordu. Zaten yaş sınırı dayatmaları da vardı. Bunlar bu kadar ayyuka çıkıp sistematik hale gelince ayrı odaklı bir çalışma yapmamız gerektiğini düşündük.

Ama yaptığımız çalışmalar sadece sağlık hakkına erişimle ya da hormona erişimle sınırlı değil. Lgbti+lara dönük yasa tasarısına karşı hazırlıklarda da aktif olarak yer alan bir ekiptik. Transların yaşamını doğrudan hedef alan düzenlemelere karşı söz üretmeye çalışıyoruz. Meselenin sadece hormon ilaçlarına erişim meselesi olmadığının; transların kamusal varlığını, bedensel özerkliğini ve yaşam kurma pratiklerini doğrudan hedef alan bir saldırı olduğunun farkındayız. Bir yandan hormona erişim alanında çalışırken bir yandan da bu bütünlüklü saldırılara karşı kolektifimizin politik yapısını oluşturmaya çalışıyoruz. Çok yeni bir yapıyız ama bir araya gelen ekip uzun zamandır lgbti+ hakları alanında çalışan bir ekip olduğu için çok da yeni sayılmayız aslında.

“Hukuki haklarımızın daraltıldığı, yaşam haklarımızın hedef alındığı, fiilen erişimin engellendiği ve kriminalize eden bir süreçten geçiyoruz.”

Kuruluşunuzdan sonra yaptığınız basın açıklamasında bahsettiğin gibi 20 Kasım 2024’ten beri Türkiye’de transların hormona erişimini hedef alan sistematik bir kısıtlama mevcut. Bu kısıtlamalardan ve transların sağlık hakkını gasp eden uygulamalardan biraz bahsedebilir misin?

20 Kasım 2024’te hastanelere idari bir yazı gitti. Ama bizler için tüm süreç o gün başlamadı. Zaten transların hem sağlığa hem hormona erişimi hem de hastane süreçleri uzun yıllardır zorlaştırılıyor, doktorlara yönelik baskılar kademeli olarak artıyordu. Bu sadece 20 Kasım’da görünür oldu. Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü olduğu için 20 Kasım’ın özellikle seçildiğini, tesadüf olmadığını, bunun politik bir saikle yapıldığını düşünüyoruz. Yani mesele söyledikleri gibi transların uyum süreçlerini sistematik hale getirmek değil; aksine doğrudan yaşamlarımızı hedef olan politik bir müdahale. 20 Kasım’dan sonra hormona erişim, doktor ve hasta ilişkileri sağlık hizmeti alanı olmaktan çıkıp dijital alanda nefret söyleminin öznesi haline getirildi. İdari onaylar, denetim süreçleri başlatıldı.

İkinci adım olarak 25 Haziran 2025 tarihini söyleyebiliriz. Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, valiliklere gönderdiği yazıyla birlikte e-reçete zorunluluğundan sonra bu defa da 21 yaş kısıtı getirdi. Aslında şu anda bu idari iç yazışmanın hâlâ kanunen bir geçerliliği yok. Halen de 18 yaşını dolduran her ergin kişi cinsiyet uyum sürecine başlayabilir Türkiye’de. Ama fiiliyata baktığımız zaman şu an 21 yaş ve altındaki hiç kimse hormona erişemiyor. Hem medeni kanunla çelişen bir durum var hem de alenen bir hukuksuzluk olduğunu görüyoruz. Hem hukuki haklarımızın daraltıldığı hem de yaşam haklarımızın hedef alındığı, fiilen erişimin engellendiği ve kriminalize eden bir süreçten geçiyoruz. Aslında bu Türkiye’de son dönemlerde hem kadın hareketi hem de lgbti+ hareketi içerisinde doğrudan, çok sık gördüğümüz bir şey. Böyle pratiklerde genelde translar doğrudan hedef alınan ilk grup oluyorlar, en kırılgan grup oldukları için. Burada da bunu görmüş olduk.

Üçüncü aşamayı da son zamanlarda F64 tanı koduyla hormon reçetelerine getirilen kısıtlama olarak özetleyebilirim. 2026 başından sonra sadece 21 yaş altı değil tüm transların hormona erişimleri zorlaşmış durumda. F64 “transseksüelizm” kodu olarak geçen ilaçlar şu anda sistematik olarak reçete edilemiyor. Doktor reçete etmeye çalışıyor, uyum sürecinin devam ettiği söyleniyor ama ilaç F64 koduyla değil başka tanı kodlarıyla reçete edilebiliyor. Buradaki amacın transların trans olma, “tanı alma” halinin azaltılmaya çalışılması olduğunu düşünüyoruz. Trans varoluşları zaten doğrudan hedef alındığı, sanki translar yokmuşçasına nefret söylemleri hâkim olduğu için bunun da algoritmik engeller üzerinden üretilen, şeffaflığı ortadan kaldıran, sağlık hizmetine erişimi biraz daha zorlaştıran ve transları yıldırmaya çalışan bir süreç olduğunu düşünüyoruz.

“Ne olursa olsun ‘benim bedenim, benim kararım’ ilkesinden ayrılmamamız gerekiyor. Trans varoluşları bir tanıya, bir politik karara sıkıştırılamaz.”

Sağlık hakkına erişimin zorlaştırılması sonucunda hekimlerle ve sağlık çalışanlarıyla kurulan ilişki nasıl değişti?

En önemli sıkıntılardan biri hasta-doktor özneliğinin de ortadan kaldırılması. Bilimsel ilkelerle ilerlemesi gerekirken, doktorların da karar verme hakkı elinden alınıyor. Doktorun tanısı her ne olursa olsun sistem doktora diyor ki “Hayır, ben sana izin verdiğim sürece tanı koyabilirsin. Ben izin vermezsem tanı koyamazsın.” Ama tabii ki bu durumu sadece tanı konmasına ve hasta-doktor ilişkisine sıkıştırmamamız, bu yanılgıya düşmememiz gerekiyor. Çünkü ne olursa olsun, politika yapıcılar ne derse desin; tıp kurumları, uzmanlar, meslek örgütleri ne derse desin “benim bedenim, benim kararım” ilkesinden ayrılmamamız gerekiyor. Trans varoluşları bir tanıya, bir politik karara sıkıştırılamaz. Bu bir çeşitlilik, bunun her zaman farkında olmamız gerekiyor. O yüzden ister 21 yaş kısıtlaması ister diğer kısıtlamalar olsun, hormona erişimi “benim bedenim, benim kararım” ilkesi üzerinden tartışmamız gerekiyor.

Tıp bu noktada bizi denetleyen değil destekleyen yer olmak durumunda. Ama şu an tıbbın geldiği nokta ve iktidarın denetim araçları ile birlikte tıp bir destek mekanizması olmaktan çıkıp denetleyici bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. Bu da hekim ve hasta ilişkisini zedeliyor, kırılgan hale getiriyor. Hekimler destek olmak isteseler de sistemin kendisi onları geri çekilmek durumunda bırakıyor. İki tarafı da yalnızlaştıran bir yapıdan bahsediyoruz. Herhangi bir destek aldığımı ben şahsi olarak hissetmiyorum, akranlarım da hissetmiyor.

Cinsiyet uyum süreci hasta-hekim ilişkisinden ziyade daha çok bir onay pratiğine dönüşmüş durumda. Bu da kişinin kendiyle kurduğu kimliksel ilişkisini, sosyal hayatını doğrudan etkileyen bir şeye dönüşüyor. Çünkü biz bu hormona erişmeye çalıştığımız zaman bunun ne kadar yaşamsal bir mesele olduğunu, ne kadar hayatın içinden bir mesele olduğunu biliyoruz. Ama bu bir onay mercine, hukuki süreçlere sıkıştırılıyor, medikalize ediliyor. Süreç bundan çok daha fazla olmalı. Hekimin burada rolünün kişinin ihtiyaçlarını, sosyal ihtiyaçlarını karşılayabilmesine ek olarak yaşadığı anksiyete gibi sorunlar varsa bunlara çözüm bulmaya yönelik olması gerekirken sadece bir denetleyici rolüne sıkıştırılmış durumda. Bundan dolayı hekimler de translar da sıkıntı yaşıyor. Ne bilimsel ne etik, sağlık hizmetinin doğasına uygun herhangi bir süreç burada yürütülmüyor. Hekimlerin sistemin temsilcisi değil de bize yapılan bu müdahalelere karşı bizimle birlikte durabilecek bir özne haline gelmesini istiyorum. Çünkü dediğim gibi hem doktorlara hem de bizlere dayatılan bir süreç var. O yüzden burada müttefik olmanın, birlikte hareket etmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Sağlık hizmetlerinin bu şekilde zorlaştırılmasını sadece bir hak ihlali olarak değil bakım ilişkisinin parçalanması olarak da görmemiz gerekiyor. Çünkü doğrudan hasta ve doktor ilişkisine, tanı konulma ilişkisine de girilmiş oluyor. O yüzden bu süreçte yapılabilecek en güçlü şeylerden biri bu parçalamayı tersine çevirmek için translar ve sağlık emekçileri arasındaki yeniden güvene dayalı, dayanışmacı bir zemin kurmak. Bu dayanışmacı zeminden ayrıldığımız zaman tıp destekleyici bir şey olmaktan çıkıp gözetim aracına dönüşen, iktidarın araçsallaştırdığı bir yer olmaya dönüşüyor.

“Ekonomik güvencesizlik sağlığa erişimi doğrudan etkileyen faktörlerden biri. Bunun açıkça görülmesi; bu sosyal güvencesizliğin, bu adaletsizliğin ortadan kaldırılması gerekiyor.”

Translar için sadece sağlık hakkının gasp edilmesi değil, hayatın her alanında eşitsizlikler ve ayrımcılıklar söz konusu. Bu durum karşısında transların temel talepleri ne? Sağlık hakkına erişimin zorlaştırılmasıyla ekonomik güvencesizlik birbirini nasıl besliyor?

Sağlık, barınma, istihdam, eğitim, sosyal güvence, kimliğin tanınması, bunlar birbirinden kopuk meseleler değil. Tam tersine bir alan daraltıldığında diğeri de doğrudan etkileniyor. Çünkü her biri yaşamın bir parçası. O yüzden aslında taleplerimiz parçalı değil. Kendi bedenlerimizi tayin etme, kimliklerimizi ve yaşamlarımızı özgürce yaşayabilme ve kendi sözümüzü söyleyebilme hakkını istiyoruz. Şu an transların yaşam hakkı zaten hedef alınıyor. Bir sürü trans cinayetinin, kadın cinayetinin yaşandığı bir ortamda bizim kamusal güvenliğimiz yok. Kamusal alanda şiddetsiz ve güvenli bir hayat kurabildiğimiz müddetçe zaten sağlığa erişim ya da görünür olmak çok daha kolay hale gelecek. O yüzden şiddetsiz, öldürülmediğimiz, eşit ve güvenli bir yaşam talebimiz var. Sağlık hakkı tabii ki burada çok merkezi bir yerde duruyor. Hormona erişim, düzenli takip, ruh sağlığı hizmetlerine erişim; bunların her birinde transların yaşadığı başkaca zorluklar var. Bu nedenle bir transın sosyal hayata katılabilmesi ve kendini güvende hissedebilmesi için sağlığa erişimi başlıca önemli maddelerden biri.

Ekonomik güvencesizlik aslında tam da burada devreye giriyor. Zaten birçok trans Türkiye’de halihazırda istihdamdan dışlanıyor. Kayıtdışı çalışmak zorunda kalan birçok trans var. Sosyal güvenceye erişim baştan sınırlandırılmış durumda. Bu noktada ekonomik güvencesizlik sağlığa erişimi doğrudan etkileyen faktörlerden biri. Bunun açıkça görülmesi; bu sosyal güvencesizliğin, bu adaletsizliğin ortadan kaldırılması gerekiyor. En basit bir örnek olarak, şu an cinsiyet uyum süreçleri her hastanede yok ve şehir değiştirmek zorundayız. Birçok transın bu ulaşım masraflarını karşılayacak durumu bile yok bazen, hormon ilaçlarını karşılayacak maddi durumu yok. Sağlığın özelleştirilmesi, ticarileştirilmesi doğrultusunda birçok ilaç bugün SGK kapsamından çıkartılıyor. Hormon ilaçlarını da SGK kapsamından çıkarmaya çalıştıklarını görüyoruz. Bu ilaçlara erişimin ikincil, üçüncül değil temel bir sağlık hakkı meselesi olarak görülmesi gerekiyor. En net taleplerimizden biri de, bedenimizle kurduğumuz ilişkinin desteklenmesi bakımından tıbbi müdahalelerin özelleştirilmesi değil kamu kurumları tarafından desteklenmesi yönünde. Özetle, sağlık hakkıyla birlikte çalışma hakkı, barınma hakkı, sosyal güvence ve şiddetsiz yaşam hakkını savunmak durumundayız.

“Bedenler, kimlikler, yaşamlar üzerinde yoğun bir denetim kurulmasını demokratik haklar üzerinden de okumamız gerekiyor.”

Tek Adam rejiminin translara ve lgbti+lara dönük çok uzun zamandır bir nefret politikası uygulaması söz konusu ve Aile Yılı ilanıyla beraber bu kriminalizasyon daha da yoğunlaştı. Bu politikaların uzun vadede nasıl sonuçlar doğurabileceğini düşünüyorsun?

Sağlık hizmetlerinin kısıtlanması ve fiilen daraltılması, veri toplamaları, fişlemeler ya da kimlik süreçlerinin zorlaştırılması bu nefret politikalarının zaten bir parçası. Aile 10 Yılı da ilan edildi. Bunları düşünürsek, yapısal olarak yoksullaşmanın derinleşeceğini öngörüyorum. Zaten istihdama erişimi sınırlı olan bir topluluktan bahsediyoruz translar açısından. Sağlık hakkına erişilemediğinde ya da kayıtdışılık arttığında güvencesiz yaşam koşulları da artacak. Trans kadınlara yapılan müdahalelerden de bahsetmek gerekir. Müstehcenlik davaları son dönemde çok fazla artmış durumda. Özellikle influencer’lar üzerinden bu süreci başlattılar. Ama bunlar sadece görünen tarafı; bu müdahalelerin gitgide artacağını düşünüyoruz. Trans kadınlara çok fazla ev baskını yapılıyor. Müstehcenlik davaları üzerinden bunları meşrulaştırmaya çalışıyorlar ve nefret dilini büyütüyorlar. Sağlık sistemindeki ayrımcılık bu gidişle çok daha fazla kurumsallaşacak. Trans varoluşları istisnai bir durummuş gibi göstermeye çalışıyorlar ve bunu bir norm haline getirmiş durumdalar. Hekimleri daha temkinli ve iş yapamaz hale getirmiş durumdalar.

Aslında baktığımız zaman, parça parça her yerde bir kuşatma olduğunu görüyoruz. Barınma hakkından, sağlık hakkından, ekonomik haklardan her yere parça parça giriyorlar. Bunlar derinleştiğinde hem lgbti+ haklarının hem de trans haklarının hedef alınarak yaşamlarının çok daha zorlaşacağını, hukuk ve hak rejimini aşındırmaya yönelik müdahalelerin çok daha artacağını söyleyebiliriz. Tutuklamalar ve idari yargılar zaten çok fazla artmış durumda. Lgbti+ derneklerine de idari yargılar arttı. Fiili engellemeler, daraltmalar üzerinden bunun hukuksal zeminini kurmaya çalışıyorlar. Her ne kadar süreç hukuksuz ilerlese de bunu meşru göstermeye çalışıyorlar. Mesele demokratik haklara da sıçramış durumda. Bedenler, kimlikler, yaşamlar üzerinde yoğun bir denetim kurulmasını demokratik haklar üzerinden de okumamız gerekiyor. Evet, bu konuda doğrudan hedef alınan sadece lgbti+ hakları ve lgbti+ özneler, çünkü iktidar bundan bir taraftan da artık zevk alır duruma geldi. Ama demokratik haklarımızı ve bunların kesişimselliğini de konuşmamızın birlikte hareket etmek için önemli olduğunu düşünüyorum. Biz yasa tasarısı kampanyasına başlarken “hepimiz hedefteyiz” diye bu yola başlamıştık. Kimsenin özgürlüğü aslında güvencede değil şu anda. Bugün hormona erişim kısıtlarını sadece translar üzerinden konuşmaya başladık, ama menopoz ilaçları ve kadın sağlığı meselesi üzerinden de bu konu giderek derinleşmeye başladı. Bunun kimleri etkileyeceğini öngörmek bu bakımdan zor. O yüzden demokratik hakları konuşurken bu kesişimselliği konuşmanın da önemli olduğunu; total demokratik haklarımızı düşünerek, bunun ilerisini öngörerek hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu gidişatla, tüm demokratik haklarımızın engellendiği ve siyasi tutsaklığın arttığı bir döneme giriş yapabiliriz.

“Bu sürecin görünür, kolektif ve kamusal biçimde sürdürülmesi; hormona erişimin bir lütuf değil, vazgeçilmez bir sağlık hakkı olduğunu hep birlikte yeniden söylemek açısından çok önemli.”

Peki kolektife nasıl katkı sunulabilir ve bu mücadeleyi nasıl ortaklaştırabiliriz?

Hormon Hakkım Kolektifi lgbti+ dernekleri ve aktivistlerinden, özellikle de translardan oluşan bir kolektif. Kolektifin yapısının aktif olarak bu mücadelede yer almak isteyen herkese açık olduğunu söyleyebiliriz. Etkinliklerimizi, basın açıklamalarımızı ve çalışmalarımızı takip ederek yer almak isteyen herkesle ortaklaşabiliriz. Müttefik ve paydaşlarımız için de birlikte hareket etmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Gerek feminist hareket gerek insan hakları hareketi olsun, ne kadar fazla bir araya gelebilirsek o kadar iyi. Transların, lgbti+ların yaşadıkları sorunların her etkinlikte ayırt etmeksizin gündem edilmesi gerektiğini; basın açıklamaları ya da ortak eylemlerin artması gerektiğini düşünüyorum.

Kolektif olarak bir dilekçe kampanyası başlatmıştık. Herkesi CİMER üzerinden transların hormona erişiminin engellenemeyeceğini söylemeye, bu kısıtlamaların gerekçesini sormaya ve kamu otoritelerinden hesap talep etmeye çağırdık. Kampanyaya çok yoğun bir katılım oldu. Ancak yapılan başvuruların önemli bir kısmı yanıtsız bırakıldı ya da soruları karşılamayan, yetersiz ve belirsiz yanıtlarla geçiştirildi. Bu nedenle süreci bir üst başvuru yoluna taşıyarak Kamu Denetçiliği Kurumu’na başvuruda bulunduk.

Ama bu kampanyayı sadece bürokratik bir başvuru süreci olarak da görmüyoruz. Bu, aynı zamanda hukuki ve politik olarak örmeye çalıştığımız bir mücadele hattı. 21 yaş altındaki kişilere yönelik kısıtlamalara karşı hem kurumsal hem bireysel dava süreçleri başlattık ve bu davaların takibini sürdürüyoruz. Bunun yanında translar olarak feminist hareketle, insan hakları savunucularıyla ve lgbti+ aktivistleriyle bir araya geldiğimiz forumlar örgütlemeye çalışıyoruz. Özellikle yasa tasarısı çalışmaları grubunda yer alan lgbti+ aktivistleriyle ve Hormon Hakkım Kolektifi olarak bu ortak mücadele zeminlerinin büyümesini ve süreklilik kazanmasını önemsiyoruz.

Bu hattın bir parçası olarak 20 Nisan’da saat 14.00’te Sağlık Bakanlığı önünde bir araya gelerek dilekçelerimizi vermek üzere buluşacağız. Çünkü bu sürecin görünür, kolektif ve kamusal biçimde sürdürülmesi; hormona erişimin bir lütuf değil, vazgeçilmez bir sağlık hakkı olduğunu hep birlikte yeniden söylemek açısından çok önemli.

Tags: dayanışmahormon hakkım kolektifiLGBTİ+trans
Previous Post

Araf belgeseli: yas ile yaşam arasında Antakyalı kadınların inadına direnişi

Next Post

“Hayatı Döndüren Emeğimiz”

Next Post
“Hayatı Döndüren Emeğimiz”

"Hayatı Döndüren Emeğimiz"

Categories

  • Açık Kürsü
  • Beynelmilel
  • Biz Kimiz?
  • Çalışmalarımız
  • Deklarasyonlar
  • Etkinlikler
  • Hakkımızda
  • Haklarımız Var!
  • İlham Verenler
  • Kampanyalar
  • Kültür / Sanat / Bilim
  • Mektubumuz Var!
  • Öne Çıkanlar
  • Politika
  • Söyleşi
  • Uluslararası Mücadele
  • Uncategorized
  • Video / Youtube
  • Yazılarımız

Son Eklenenler

  • Doğum izni tartışmalarının ötesi: güvenceli iş, kamusal bakım ve gerçek eşitlik
  • “Hayatı Döndüren Emeğimiz”
  • Hormon Hakkım Kolektifi’nden Ecmel Deniz Doğan: “Transların hormona erişimine dönük müdahaleler politik bir mesele”
  • Araf belgeseli: yas ile yaşam arasında Antakyalı kadınların inadına direnişi
  • Evlerden işyerlerine yoksulluğa ve eşitsizliğe karşı mücadeleyi büyütelim

Categories

Açık Kürsü Beynelmilel Biz Kimiz? Deklarasyonlar Etkinlikler Hakkımızda Haklarımız Var! Kampanyalar Kültür / Sanat / Bilim Medya Mektubumuz Var! Politika Söyleşi Uluslararası Mücadele Uncategorized Video / Youtube Yazılarımız Çalışmalarımız Öne Çıkanlar İlham Verenler

Arşiv

Category

  • Açık Kürsü
  • Beynelmilel
  • Biz Kimiz?
  • Çalışmalarımız
  • Deklarasyonlar
  • Etkinlikler
  • Hakkımızda
  • Haklarımız Var!
  • İlham Verenler
  • Kampanyalar
  • Kültür / Sanat / Bilim
  • Mektubumuz Var!
  • Öne Çıkanlar
  • Politika
  • Söyleşi
  • Uluslararası Mücadele
  • Uncategorized
  • Video / Youtube
  • Yazılarımız

Site Links

  • Log in
  • Entries feed
  • Comments feed
  • WordPress.org
  • Hakkımızda
  • Çalışmalarımız
  • Bize Ulaşın

© 2026 JNews - Premium WordPress news & magazine theme by Jegtheme.

No Result
View All Result
  • Biz Kimiz?
    • Hakkımızda
    • Yönelişimiz
    • Bize Ulaşın
  • Çalışmalarımız
    • Etkinlikler
    • Kampanyalar
    • Deklarasyonlar
  • Yazılarımız
    • Politika
    • Açık Kürsü
    • Kültür / Sanat / Bilim
    • Mektubumuz Var!
    • Haklarımız Var!
  • Beynelmilel
    • Uluslararası Mücadele
  • İlham Verenler
  • Medya
    • Video / Youtube
    • Podcast

© 2026 JNews - Premium WordPress news & magazine theme by Jegtheme.