Filistin’de güzellik salonu, işgalin tasarlamadığı ve patriyarkanın bir sığınak olmasını öngörmediği bir mekân. Buna rağmen, hem her ikisi hem de hiçbiri olan bir mekân olarak aynı anda ticaretin, topluluğun, arzunun zar zor duyulan ifadesinin ve baskının iç içe geçtiği bir alan da. Bu güzellik salonlarına farklı bir açıdan bakmak; salonun onu üreten ekonomi politikten ayrı düşünülemeyeceğini, güzellik emeğinin hayatta kalma emeğinden ayrılamayacağını ve Filistinli kadınların bedenlerinin, bu bedenlerin yönetildiği, izlendiği, sınırlandırıldığı ve zaman zaman ortadan kaybedildiği topraklardan ayrı olmadığını anlamayı gerektirir.
Filistinli kadınlar; biri politik ve ulusal kurtuluş, diğeri de toplumsal kurtuluş ve cinsiyet özgürlüğü olmak üzere iki cephede aynı anda mücadele ediyorlar. Bu mücadelede ısrarla vurguladıkları şey, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yalnızca patriyarkal baskıdan değil; yoksulluk, ekonomik bağımlılık, süregelen siyasi şiddet ve uzun süredir devam eden İsrail işgali, kuşatması ve yerleşimci-sömürgeci politikaların yarattığı istikrarsızlıktan da kaynaklandığı.
Filistinli kadınların formel iş piyasasına katılım oranı dünyadaki en düşük oranlardan biri, ancak bu oran son derece dalgalı ve kontrol noktalarının sıkılaşması, geçiş bölgelerinin kapatılması, toprağı yutan ve hareketi sınırlayan yerleşimlerin düzenli olarak genişlemesi, her sokakta her dükkânı kapatan periyodik askeri operasyonlar gibi işgal uygulamalarına bağlı olarak doğrudan değişmekte. Güzellik salonu çalışanları ise makroekonomiyi bir grafik olarak değil; müşterinin gelmediği bir gün, malzemelerin sınırdan geçemediği bir hafta, suyun kesildiği ve makasların hareketsiz kaldığı bir ay olarak deneyimliyor.
İşgal; hangi yolların kullanılabileceğini, hangi malların sınırdan geçebileceğini, hangi bedenlerin bir bölgeden diğerine hareket edebileceğini belirleyerek hayatı yeniden yapılandırıyor. Bu yeniden yapılanma içinde kadın işçiler, özellikle de enformel hizmet sektöründe çalışanlar yoğun bir yük taşıyor. Güzellik salonlarının büyük ölçüde enformel sektörde faaliyet göstermesi çalışanların iş güvencesinden, sosyal sigortadan ve sömürünün önüne geçebilecek hukuki yapılardan mahrum kalması anlamına geliyor.
İşgal, baskı altındaki bir toplumun zaten var olan çatlaklardan parçalanabileceğini erkenden öğrendi. İsrail istihbaratının Batı Şeria’da belgelenmiş uygulamalarından biri; mevcut toplumsal kırılganlıkların (özellikle cinsiyetle ve cinsellikle ilişkili olarak) kasıtlı olarak suistimal edilmesi yoluyla muhbir devşirme ve toplumsal bağları çözme yöntemi olan Isqat Siyasi (Arapçada “politik çöküş”) pratiği. “Yıkmak” veya “düşürmek” anlamına gelen bu terim, hem bireysel olarak kadınlara dayatılan kişisel yıkımı hem de bu pratiğin tasarlanma amacı doğrultusunda toplumsal güvenin daha geniş çaplı çöküşünü ifade ediyor. Şantaj yoluyla işleyen bir pratik bu: Bir kadının en mahrem sırları toplanıyor, saklanıyor ve ardından zorla işbirliğinin bir koşulu olarak ona karşı kullanılıyor. Isqat Siyasi, maddi koşullara dayanan sistematik bir yöntem. Bu kırılganlıklar; kadınların ekonomik olarak erkek akrabalarına bağımlı olmaları, yasal korumadan mahrum olmaları ve ev içi alana hapsedilmeleri nedeniyle yapısal olarak savunmasız kaldıkları bir toplumsal düzen tarafından üretiliyor. İşgal bu yapıyı miras aldı, inceledi ve uygulamaya koydu.
Tarihsel olarak istihbarat aygıtı; oryantalist ve patriyarkal bağlamda onur kavramını suistimal etmiş ve Filistinli kadınlara yönelik cinsel şiddet tehdidini şantaj ve işbirlikçi devşirme aracı olarak kullanmıştır. Isqat aracılığıyla işe alınan kadınlardan küçük, inkar edilebilir şeyler yapmaları isteniyor: belirli bir toplantıya kimin katıldığını bildirmek, hangi komşunun yakın zamanda yurtdışından döndüğünden bahsetmek, belirli bir adamın eve gelip gelmediğini not etmek. Bunu mümkün kılan şey, kolektif mülksüzleştirmedir; kadınların bağımsız gelirlerinin olmadığı, yasal başvuru yollarının bulunmadığı, kurumsal bir koruma altında olmadıkları, reddetmek için hiçbir gerekçelerinin olmadığı koşullardır. Her bir eylemin istihbarat değeri düşüktür. Güven aşınır, dayanışma tehlikeli hale gelir. Topluluk kendi kendini denetlemeye başlar. Bu, Filistinli işçi sınıfının ve yoksul toplulukların tarihsel olarak direnişi örgütlediği toplumsal dokunun parçalanmasıdır. Isqat pratiği, Filistin direnişini kırmayı hedefler. Bu tespit, İsrail’in en gizli askeri istihbarat birimlerinden biri olan Birim 8200’de görev yapmış 34 yedek askerin imzaladığı ve İsrail istihbaratının Filistinlilerin yaşamını kontrol etmeye ve toplum içinde bölünmeler yaratmak için işbirlikçiler devşirmeye yönelik olarak tasarlandığını ortaya koyan beyanlarla da desteklenmekte.
Güzellik salonları bu Isqat pratiğinde özgül ve ürpertici bir biçimde yer alıyor. İstihbarat; bedenlerin temas etmesi, mahrem meselelerin konuşulması, cinsiyet ortaklığı üzerinden güvenin varsayılmasıyla kadınlar arasında yakınlık kurulan bir mekân olan güzellik salonunu araçsallaştırıyor. Salonun mahremiyeti, erkek gözetiminden görece yalıtılmış oluşu, onu bir sığınak kıldığı kadar bir kırılganlık alanına da dönüştürüyor.
Hedef alınan kadınlar rastgele seçilmiyor. Evliliğinde sorunlar olan, ev içi şiddete maruz kalan, ifşa edilme tehdidinin kendisi adına toplumsal yıkım anlamına geldiği kadınlar gibi “kırılgan” olarak görülen kadınlar hedefleniyor. İşgal, patriyarkanın fay hatları boyunca ilerliyor; bu fay hatlarını yaratmıyor ama haritalandırıyor, adlandırıyor ve hesaplı bir biçimde onların içine yerleşiyor. Sadakatsizlik şüphesiyle kadınları cezalandıran bir toplum, işgalin kaldıraç olarak kullanabileceği bir toplumdur. Utanç topluma aittir; strateji devlete. Bu durum, patriyarka ile sömürgeci gücün işlevsel olarak iç içe geçtiğini göstermekte. Gözetim aygıtı, kadınlara yönelik temel baskı aracı olarak patriyarkal şiddet tehdidini kullanıyor. Bu coğrafi bir tesadüf değil, yapısal bir ilişki.
Diğer yandan kontrol noktaları, enformel sistemler ve sürekli belirsizlikle şekillenen bir ekonomide sözleşmesiz çalışan Filistinli güzellik salonu çalışanları yalnızca hayatta kalmaya yetecek kadar kazanıyor ve emekleri kalıcı bir güvence üretmiyor. STK odaklı “güçlendirme” yaklaşımları, kadınların mücadelesini bireysel ekonomik bağımsızlığa indirgerken toprak, hareket ve yaşam üzerinde egemenlik taleplerini görünmezleştiriyor. Güzellik salonu, güzellik ve saygınlık üzerine patriyarkal beklentileri de yeniden üretiyor; bu da kadınların hayatta kalmak için kimi zaman kendilerini sınırlayan normları güçlendirerek hareket ettiklerini gösteriyor. Bu gerilim, hem işgal hem patriyarka tarafından şekillenen bölünmüş bir bilinci açığa çıkarıyor: Kontrol hem dışarıdan hem içeriden işlerken kadınların özgürleşmesi, iki baskı biçiminin birbirinden ayrılmaz olmasına rağmen, ulusal mücadelenin gölgesinde ertelenmeye devam ediyor.
