Doğum izninin 16 haftadan 24 haftaya çıkarılması vaadini aslında ilk kez 2013 yılında, Ulusal İstihdam Stratejisi taslağıyla duymuştuk. O dönem “güvenceli esneklik” adı altında parlatılan projeler vardı, bunlarla kadın ve genç işsizliğinin çözüleceği vaat ediliyordu. Aradan geçen yıllar bu projelerin makyajını sildi; “iş-aile yaşamı uyumu” adı altında gençleri, kadınları güvencesiz, ucuz ve niteliksiz işgücü piyasasına hapsetmenin bir aracı olduğunu kanıtladı.
Kadınlar, omuzlarındaki çocuk, yaşlı ve hasta bakım yükünü taşımaya devam ederken bir yandan da parça başı ve düşük ücretli işlerde çalışmaya devam ediyorlar. Aldık, kabul ettik ama yine de soruyoruz: 2013’ten bu yana ısıtılıp ısıtılıp önümüze koyulan +8 hafta neyi değiştirecek? Kamusal bakım hizmetlerinin yokluğunda, kadınlar çocuğu ya aile büyüklerine ya da düşük ücretle kayıtdışı çalışan bir başka göçmen kadına emanet etmek zorunda bırakılıyor. Bu durum, bakım yükünü bir kadının omuzlarından alıp bir diğerine yüklemekten başka bir anlam taşımıyor. Kadınları evde “mükemmel anne”, işyerinde ise “yılın çalışanı” olmaya zorlayan, sürdürülebilir olmayan bu koşulların toptan değiştirilmesine ihtiyacımız var. Babaya sadece 5-10 gün izin veren mevcut mantık kadının aile içindeki geleneksel rolünü pekiştirirken, iş hayatını ise tamamen güvencesiz bir zeminde kurguluyor. Esnek çalışma modelleriyle ödenen yetersiz primler, kadınların işsizlik sigortasından yararlanmasını engelliyor ve emekliliği imkânsız kılıyor.
Bu nedenle taleplerimiz net:
Ücretli doğum iznini takiben 6 aylık ebeveyn izni zorunlu hale getirilmeli ve bu iznin bir kısmı sadece babalar tarafından kullanılmak üzere devredilemez bir hak olarak tanımlanmalı.
Maddi durum gözetilmeksizin her işyerinde ve mahallede ücretsiz ve nitelikli kreş hizmeti bir hak olarak sunulmalı.
İşyerlerinde kreş açma zorunluluğu için aranan “150 kadın çalışan” şartı derhal kaldırılmalı. Kreş açma yükümlülüğü çalışan sayısına veya cinsiyetine endekslenemez; bakım hizmeti bir maliyet kalemi değil, temel bir haktır.
Bakım emeği, ebeveynler arasında eşit paylaşılmalı ve aynı zamanda toplumsallaştırılmalı. Zira bakım yükünün kamusal bir hizmete dönüşmediği her senaryoda, fatura yine kadına kesilmekte.
Bizler birkaç haftalık ek süre değil; bakım yükünün sırtımızdan alındığı, güvenceli bir iş ve gerçek eşitlik istiyoruz.
