Genç bir kadın avukat olarak mesleğe ceza hukuku alanında başladım. Staj yaptığım ofiste “üstat” dediğim avukatların tamamı erkekti; kapıdan giren müvekkillerin çoğu da öyle. Üstelik dosyalar sıradan dosyalar değildi: uyuşturucu, şiddet, istismar… Erkekliğin en sert, en tahakkümcü hallerinin yoğunlaştığı bir pratik alanıydı.
Ceza hukuku kâğıt üzerinde metinle, delille, usulle yürür. Oysa ofiste dolaşan çoğu zaman hukuktan çok güç ilişkileriydi. Şunu çok erken fark ettim ki bu müvekkil profili saygıyı bir erkeğin bedeninde, ses tonunda ve otoritesinde tanıyordu. Ben konuşurken gözlerini kaçıran, cümlelerimi kesen, hukuku benden iyi bildiğini varsayan kişiler; yan odaya giren erkek patronumun tek bakışıyla deyim yerindeyse hizaya geliyordu. Beni, ancak bir erkek tarafından işaret edildiğimde “avukat” olarak kabul ediyorlardı.
Bu tablo bireysel değildi; otoritenin erkeklikle, duygunun kadınlıkla özdeşleştirilmesinin sonucuydu. “Sert” kabul edilen alanlarda kadınların yalnızca iyi olması yetmez; aynı zamanda erkek normlarına yaklaşması beklenir.
Bu alanda gelmek istediğim yer uğruna ben de istemsizce bunu yaptım. Duygularımı sakladım, gülüşümü azalttım. Daha maskülen kıyafetler giydim; koyu ve renksiz
takımlar, kemik gözlükler, sıkı toplanmış saçlar… Kimse açıkça “böyle ol” demedi. Ama bakışlar ve imalar şunu işaret ediyordu: Bu alanda var olmak istiyorsan kadınlığını törpüle. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği çoğu zaman bağırarak değil, fısıldayarak işler; ve zamanla o fısıltı insanın iç sesine dönüşür.
Stajım bitti, ruhsatımı aldım, aynı ofiste çalışmaya devam ettim. Dosyalar çoğaldı, sorumluluk arttı. Fakat fark etmeden başka bir dönüşüm yaşadım: Büründüğüm sertlik yalnızca mesleki bir zırh olmaktan çıktı; hayatımın tamamına yayıldı. Artık sosyal hayatta da daha mesafeli ve daha kontrollüydüm. Bir gün aynaya baktığımda şunu düşündüm: Ben neşesini kaybeden başka birine dönüşmüştüm.
Ofisten ayrıldıktan sonra şu gerçeği gördüm: Sorun bireysel değildi. Sorun, kadınları ya görünmez kılan ya da var olabilmek için erkek kalıplarına uymaya zorlayan yapıdaydı. Ceza hukukunda “sertlik” neden erkeklikle eş anlamlı olsun ki? Mesleki ciddiyet neden gülmemekle ölçülsün?
Bir kadın avukat dosyasına hâkim, hukuku bilen ve müvekkilini etkin savunan bir profesyonelse; neşeli, zarif ya da duygusal olması mesleki ehliyetini azaltmaz. Otorite erkekliğin tekelinde değildir. Saygı cinsiyetle değil; bilgi, emek ve etikle kurulur. Geriye dönüp baktığımda, o dönemde geliştirdiğim stratejilerin hayatta kalma refleksi olduğunu görüyorum. Alan açtım, var oldum; ama içimdeki bir parça sessizleşti.
Genç kadın meslektaşlarıma naçizane sözüm şudur: Ceza hukuku yaparken de kadın kalınabilir. Hiçbir meslek, bir kadından neşesini, rengini ve benliğini feda etmesini istememelidir.

