Son zamanlarda en çok bu cümleyi düşünüyorum.
Dışarıdan bakınca sadece bir cümle gibi duruyor. Ama ben bu cümlenin içinde kocaman bir dayanışma görüyorum. Bazen bir insanın yeniden nefes almasına, yeniden ayağa kalkmasına, yeniden mücadele etmeye devam etmesine yetecek kadar büyük bir güç var bu cümlede.
Çünkü insanı her zaman yaşadığı acı yıkmıyor. Bazen asıl yıkan şey, o acıyla tek başına mücadele etmek zorunda kalması. Görülmemek, duyulmamak, unutulmak. Kimsenin seni anlamadığını, kimsenin senin yanında olmadığını hissetmek.
Belki de bu yüzden “yalnız değilsin” demek bana hiçbir zaman sadece bir teselli cümlesi gibi gelmedi. Bence bu aynı zamanda politik bir cümle. Bir taraf olma hali. İnsandan yana, yaşamdan yana, haksızlığın karşısında, eşitlikten yana taraf olma hali.
Son zamanlarda fark ediyor musunuz bilmiyorum ama özellikle bizi birbirimizden koparmaya çalışıyorlar. Herkes sadece kendi derdiyle uğraşsın, başkasının acısını görmesin, duymasın isteniyor. Çünkü yalnız kalan insan daha kolay yoruluyor, daha kolay korkuyor, daha kolay susuyor ve daha kolay yönetiliyor. Umudunu kaybeden insan ise zamanla mücadele etmeyi de bırakıyor.
Oysa ben tam tersine inanıyorum.
Birbirimizin bütün yaralarını saramayız, bütün sorunlarını çözemeyiz belki ama birbirimizi yalnız bırakmamayı seçebiliriz. Bence dayanışma tam da burada başlıyor.
Evinde şiddet gören bir kadına “yalnız değilsin” diyebilmek. Belki o şiddeti o an bitirmiyor ama ona şunu hissettiriyor: “Sana inanıyorum. Yaşadığın şeyi görüyorum. Bu yükü tek başına taşımayacaksın.” Bazen bir insanın yeniden ayağa kalkması için tam da buna ihtiyacı oluyor.
Yıllardır nefretin hedefi haline getirilen lgbti+lara “seninleyim” diyebilmek de öyle. Çünkü bir ülkede insanlar sadece kim oldukları, kimi sevdikleri ya da cinsel kimlikleri yüzünden korkarak yaşıyorsa, orada sessiz kalmak tarafsızlık değildir. “Yanındayım” demek, “seni yalnız bırakmayacağız” demektir. Ve bazen en büyük dayanışma tam da budur.
Sabahın erken saatinde işe gidip akşam yorgunluktan konuşacak hali kalmayan, ay sonunu nasıl getireceğini düşünen, emeğinin karşılığını alamayan işçilere “yalnız değilsiniz” demek de aynı mücadelenin parçası. Çünkü yoksulluk utanılacak bir şey değildir. İnsanları buna mahkûm eden düzen utanmalıdır. Kimse yoksul olduğu için başını öne eğmek zorunda değildir.
Depremden sonra sadece evlerini değil sevdiklerini, mahallelerini, çocukluklarını kaybeden insanlara “sizinleyiz” demek de çok kıymetli. Belki hiçbir cümle kayıplarını geri getirmez. Ama unutulmadıklarını hissettirebilir. Ben depremden sonra şunu öğrendim; insan bazen ekmek kadar, su kadar “yalnız değilsin” cümlesine de ihtiyaç duyuyor. Çünkü en ağır acılardan biri, zaman geçtikçe herkesin seni unuttuğunu düşünmek.
Filistin’de uzun yıllardır soykırımın gölgesinde yaşam mücadelesi veren insanlar için de aynı şeyi hissediyorum. Bombaların altında büyüyen çocuklara, evsiz bırakılan ailelere, her gün biraz daha hayattan koparılan insanlara “yalnız değilsiniz, yanınızdayız” diyebilmek çok kıymetli. Belki dünyanın öbür ucundayız ama vicdanın bir sınırı yok. Sessiz kalmamak bazen yapabileceğimiz en insani şeydir.
Aslında örnekleri çoğaltabiliriz. Engelli olduğu için dışlanan biri; mülteci olduğu için aşağılanan biri; inancı, dili ya da kimliği yüzünden ötekileştirilen biri… Hepsine söylemek istediğim tek bir cümle var: Yalnız değilsin.
Çünkü ben bir başkasının acısının beni ilgilendirdiğine inanıyorum. Bir kadının uğradığı şiddet beni ilgilendiriyor. Bir lgbti+nın maruz kaldığı nefret beni ilgilendiriyor. Bir işçinin sömürülen emeği beni ilgilendiriyor. Depremde yakınlarını kaybeden insanların hâlâ adalet beklemesi beni ilgilendiriyor. Filistin’de öldürülen çocuklar beni ilgilendiriyor. Hayvanların uğradığı şiddet beni ilgilendiriyor. Doğanın rant uğruna katledilmesi beni ilgilendiriyor.
Çünkü bir yerde insanın onuru çiğneniyor, doğa talan ediliyor, hayvanlar katlediliyor ve yaşam değersizleştiriliyorsa, bu sadece orada yaşayanların meselesi değildir. Hepimizin meselesidir.
Belki tek başımıza savaşları durduramayacağız. Yoksulluğu bir gecede bitiremeyeceğiz. Şiddeti tek bir yazıyla ortadan kaldıramayacağız. Ama birbirimizi yalnız bırakmamayı seçerek dayanışma ile mücadeleye ilk adımı atmış oluruz.
Bence umut da tam burada başlıyor. Umut, hiçbir şey olmamış gibi davranmak değil. Her şeyin bir anda düzeleceğine inanmak da değil. Umut; bütün karanlığa rağmen birbirimize dönüp, “Ben buradayım. Birlikte mücadele edebiliriz,” diyebilmek.
Erkek şiddetine karşı kadınların yanında saf tutabilmek. Bir işçinin sesine ses olabilmek. Bir lgbti+ya “yanındayız” diyebilmek. Depremi unutmamak. Filistin için susmamak. Birbirimizin acısını yarıştırmadan, birbirimizin yanında durabilmek.
Belki dünyayı bir günde değiştirmeyecek bunlar. Ama bizi değiştirecek. Ve bence bizi insan yapan şey de tam olarak bu. O yüzden bugün birbirimize söyleyebileceğimiz en güçlü dayanışma cümlesi hâlâ aynı: Yalnız değilsin.
