Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre, 2026 yılının ilk altı ayında Türkiye’de 150 kadın cinayeti işlendi ve 151 şüpheli kadın ölümü kayda geçti. Failler kadınların kocaları, akrabaları, sevgilileri; yani en yakınlarındaki erkeklerdi. Gerekçeler ise tanıdık: kadınların kendi hayatları hakkında karar vermek istemeleri, boşanmak ya da ayrılmak istemeleri; yani erkeklerin kadınların üzerinde hak iddia ettikleri denetimi kaybetmeleri…
Kadınlar için en tehlikeli yer olarak “dışarısı” işaretlenirken, öldürülen kadınların yüzde 61’i evlerinde öldürüldü. Cinayetlerin yüzde 52’si ateşli silahlarla işlendi. Bu silahlara erişimin nasıl mümkün olduğu ise başlı başına tartışılması gereken bir başka konu.
Fakat zaten en temelde şu soruyu sormak gerekiyor: Erkek şiddetini önlemek için gerekli tedbirlerin alınmadığı, kadınları şiddetten koruyacak mekanizmaların etkili biçimde işletilmediği, yeni sığınakların açılması bir yana mevcut sığınakların dahi kapatılabildiği ve kadınları güçlendirecek politikalar yerine ailenin muhafazasını önceleyen bir siyasal iktidarın olduğu bir yerde, daha farklı bir tablo bekleyebilir miydik?
Ayşe Tokyaz cinayeti
İstanbul’da üniversite öğrencisi olan Ayşe Tokyaz’ın cansız bedeni 13 Temmuz 2025’te bir valiz içerisinde, yol kenarında bulundu. Soruşturma kapsamında meslekten ihraç edilmiş eski polis memuru Cemil Koç ve ona yardım eden 9 erkek tutuklandı. Bir yıldır süren soruşturma ve yargılama sürecinde 2 Temmuz günü mütalaa verildi, Cemil Koç hakkında üst sınırdan ceza talep edildi.
Fakat Ayşe Tokyaz’ın öldürülmesinden önce yaşananlar, cinayetin kendisi kadar önemli.
Ayşe’nin kardeşi Esra Tokyaz, kardeşinin şiddet gördüğünü ve alıkonulduğunu anlatmak için cinayetten önce karakol karakol dolaştı. Polis merkezindeki polisler ona inanmadı, “Cemil burada çalıştı, öyle şey yapmaz” dedi; yeri geldiğinde “başın belaya girer” diye tehdit etti. Hatta Cemil Koç, Esra Tokyaz’ın emniyet ifadesine ulaşarak onu tehdit edebildi.
Esra meselenin peşini bırakmış olsaydı, Ayşe Tokyaz’ın kayıtlara “şüpheli ölüm” olarak geçmesi işten bile değildi.
Kadınların ölümü ne kadar “şüpheli”?
Ejegül Özova 2023 yılında Diyarbakır’da bir sitenin sekizinci katından düşerek hayatını kaybetti. Evin içindeki deliller, tırnaklarında bulunan DNA dikkate alınmadı; Ejegül kayıtlara şüpheli ölüm olarak geçti. Yıllardır sürüncemede bırakılan iddianame geçtiğimiz aylarda yazıldı. Neden mi? Sekizinci kattaki o evin içinde bir kişi daha vardı, o da Cemil Koç’tu. Cemil Koç ancak işlediği ikinci kadın cinayetinden sonra yargının radarına girebildi. Oysa vaktiyle Ejegül Özova soruşturması etkin yürütülmüş olsa, Ayşe Tokyaz bugün hayatta olabilirdi.
Kadın cinayetleri politiktir
Bir kadın öldürüldüğünde çoğu zaman önce cinayetin kişisel hikâyesine bakılır. “Kıskançlık yüzünden öldürdü”, “ayrılığı kabullenemedi”, “adam psikopatmış” denir. Böylece kadın cinayetleri, iki insan arasındaki özel bir ilişkinin trajik sonucu gibi anlatılır. Oysa kadın cinayetleri politiktir. Yani kadınların öldürülmesine yol açan ilişkiler, toplumsal düzenin bir parçasıdır.
Karakolda kendisini kollayan polisler, delil karartan suç ortağı erkekler, cinayetlerin üstünü örten, dosyaları sürüncemede bırakan yargı pratiği olmasa; Cemil Koç bu cinayeti yine de işleyebilir miydi? Yargının, emniyetin, siyasal iktidarın pratiği farklı olsa, kaç kadının hayatı kurtulurdu? Sorun yalnızca birkaç cani olsaydı, onları cezalandırmak yeterli olurdu. Oysa kadınların yaşam hakkını güvence altına almak için erkek şiddetini ortaya çıkmadan önce önlemek, şiddete karşı kurulan mekanizmaları etkin işletmek, kadınların ekonomik ve toplumsal bağımsızlığını güçlendirmek gerekir.
