Okullar açılıyor. Malum çocuk bakımı büyük oranda kadınlara zimmetlenmiş durumda. Pek çok kadının kazandığı para kreş ücretlerini dahi karşılamıyor. Öyle ki kadınlar “çalışmamın ne anlamı kaldı, kendi çocuğuma kendim bakarım hiç değilse” diyerek işi bırakabiliyor ya da evden çalışabileceği daha esnek işlere yönelebiliyor, ki yarı zamanlı çalışmanın yüzde 70’ini kadınların oluşturduğunu biliyoruz. Bu sırada erkeklerin hayatında değişen hiçbir şeyin olmadığı da hepimizin malumu. Üç yaşın altında çocuğu olan ve çalışma hayatına devam eden kadınların oranı yüzde 27 iken erkeklerinki yüzde 90. O yüzden işe alımlarda çocuk düşünüp düşünmediği erkeklere değil kadınlara sorulan bir soru…
Bakım alanındaki kamusal hizmetler ise yok denecek kadar az. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2025 Faaliyet Raporu’na göre, Bakanlıktan açılış izni alarak faaliyet gösteren 2.405 özel kreş, gündüz bakımevi ve çocuk kulübü bulunuyor. Bakanlığın kendisine ait, yani özel olmayan kreşi var mı yok mu, kaç tane bilmiyoruz, raporda buna dair bir veri yok. Sitesinde ise ancak dar gelirli, ebeveynini kaybetmiş vb. “dezavantajlı” çocuklar için ücretsiz gündüz bakımevi hizmeti sağlandığından söz ediliyor.
Milli Eğitim Bakanlığı ayağında da işler çok parlak görünmüyor. İstanbul’da 6 yaş ve altındaki çocukların gidebileceği MEB’e bağlı okul öncesi eğitim kurumu sayısı ise 1.865’ken bunların yalnızca 233 tanesi devlete ait. Fiyatlar zaten ateş pahası. Devlet okullarında dahi ailelerden kaba tabirle haraç kesildiğini biliyoruz. Özel olsun devlet olsun, tüm bu kurumların nitelikleri ise ayrıca konuşulması gereken bir mesele.
Kreşlerin olmasını beklediğimiz yerlerden biri de işyerleri. Aslında yasaya göre 150’den fazla kadın çalışanı olan işyerlerinin kreş açması zorunlu (Babalık neydi?). Fakat kreş açmamanın cezası, kreş açmanın maliyetinden düşük. Haliyle kârını koruma telaşında olan işveren de kreş açmamayı seçiyor. Bir de kreş yardımı diye bir şey var. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da bilindik bir şirket, çalışanlarına kreş yardımı vermeye başladı. Ama yalnızca kadın çalışanlarına… Öyle ya, çocuk bakımı bizim doğal sorumluluğumuz. Babalık ise zahmetsiz bir müessese. Mevzuat da bu varsayımlarla geliştirilmiş olacak ki, işverenin çalışanları için ödediği kreş yardımındaki gelir vergisi istisnası asıl olarak kadın çalışanlar için geçerli. Bu durum yalnızca çocuğun annesi öldüğünde ya da boşanmadan sonra velayet erkekte kaldığında değişiyor. İşverenlerin kreş yardımı verdiklerinde bile yalnızca kadın çalışanlarına vermeyi tercih etmesinin sebebi bu olsa gerek.
Tüm bu tabloda iktidarın ev ve iş hayatını uyumlulaştırma, aileyi güçlendirme vb. politikalarının en temel gerekçelerinden biri bakım emeği, ev içi emek. Pek çok alanda olduğu gibi bakım alanındaki hizmetlerde de kemer sıkılıyor. Böylece halihazırda kadınlara yüklenen bakım emeği ve ev içi emek katmerleniyor. Kadınlardan hem evde hiçbir karşılık beklemeden çalışması hem de sermayeye ucuz işgücü olması bekleniyor.
Tüm toplumun ve devletin sorumluluğunda olması gereken işler kadınların sırtına yüklenemez! Her mahalleye, her işyerine ücretsiz ve nitelikli kreşler açılmalı. Çocuk, hasta ve yaşlı bakımının kamusal hizmetler yoluyla güvence altına alınması şart. Öte yandan pek çok boyutu olan bakım emeğinin tamamını kurumlara devretmek mümkün değil. Bu sebeple bakım emeğini de ev içi emeği de erkeklerle, toplumun geri kalanıyla paylaşmak zorundayız. Eşit ve onurlu bir yaşam sürmek hepimizin hakkı!
