Son yıllarda nafaka tartışmaları kamuoyunda çoğu zaman “erkeklerin ömür boyu nafaka ödemek zorunda olması” algısı etrafında yürütülüyor. Oysa bu tartışma, nafakanın gerçek işlevini ve Türkiye’de kadınların nafaka hakkına fiilen erişirken karşılaştıkları sorunları büyük ölçüde görünmez kılıyor.
Patriyarkal sistem ve iktidar, yarattığı “süresiz nafaka” tartışması ile kadınların yoksullaşması ve çocukların bakım yükünün erkeklerle eşit paylaşılmaması gibi yapısal sorunların göz ardı edilmesine neden oluyor. Türk Medeni Kanunu’nda dört temel nafaka türü mevcut. Tedbir nafakası, dava süresince boşanma süreci nedeniyle ekonomik durumu güçsüzleşen taraf lehine hükmedilirken; iştirak nafakası velayeti kendisine bırakılmayan ebeveynin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılmasını sağlar. Ancak erkeklerin en çok huzurunu kaçıran yoksulluk nafakası. Yoksulluk nafakası, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek ve boşanmada daha ağır kusurlu olmayan eş lehine hükmedilir; yani tanımdan da anlaşılacağı üzere nafaka sadece kadın lehine hükmedilmez. Ekonomik açıdan güçsüz durumda olan erkek lehine de hükmedilebilir.
Yasaların varlığı nafaka taleplerinin hakkaniyetli bir şekilde uygulandığı anlamına gelmesin. En önemli nokta, mahkemelerce hükmedilen nafaka miktarlarının bugün aylık 500 TL, 2 bin TL, 5 bin TL civarında seyretmesi. Yani magazine konu olduğu şekliyle uçuk nafaka tutarlarına kesinlikle hükmedilmiyor. Nafaka karşıtı erkek gruplarının “maaşlarımızın dörtte biri kadar nafaka veriyoruz” söylemleri tamamen yalan. Belirlenen nafakalar ise düzenli ödenmiyor. Yani nafaka alacaklısı kadın, bu cüzi nafakaya erişmek için yeniden bir hukuki süreç başlatmak zorunda kalabiliyor. Bugün bir dava masrafı 4 bin TL civarında, yani sistemin dava açarken talep ettiği masrafı bile karşılayamayacak tutarlarda nafakaya hükmediliyor. Pek çok kadın, sırf bu zorluklardan ötürü yıllardır nafaka alacağına erişemiyor.
Asıl mesele nafakanın gerçekten ödenmesini sağlayacak etkin icra mekanizmalarının oluşturulması, nafaka alacaklarının kamu güvencesi altına alınması ve bakım yükünün toplumsal olarak paylaşılmasını sağlayacak sosyal politikaların geliştirilmesi. AYM’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki yoksulluk nafakası düzenlemesinde geçen “süresiz olarak” ibaresini iptal etmesi de bu çerçevede değerlendirilmek zorunda. Karar henüz yayınlanmadığı için henüz gerekçeye dair bilgi sahibi değiliz. Nafaka, andığımız sorunlarla birlikte zaten süresiz olarak uygulanabilen bir mekanizma değil, her zaman nafaka yükümlüsü nafakanın kaldırılmasını/azaltılmasını talep edebilir. Aynı zamanda nafaka, kişinin evlenmesi veya ölümü halinde de kendiliğinden kalkar. Yani kamuoyuna yansıyan “erkeklerin ömür boyu nafaka ödeme çilesi” algısının içi tamamen boş, kadın mücadelesinin bu konudaki taleplerini görünmez kılmaya çalışan bir çaba.
Gerçek çözüm, nafaka hakkını zayıflatmak ve sorunları görmezden gelmek değil; nafaka kararlarının etkin biçimde uygulanmasını sağlamak, tahsil edilemeyen nafakalar için kamu güvencesi oluşturmak, kadınların güvenceli istihdama erişimini artırmak ve bakım emeğini toplumsallaştıracak sosyal politikaları hayata geçirmek.
