Kadın ve lgbti+lar olarak “genel ahlak” ve “kutsal aile” söylemi arkasına gizlenen denetim mekanizmalarını reddediyoruz. Bayraklarımızı taşımayı suç sayan bu zihniyet, bulunduğumuz her alana saldırmaktan geri durmuyor. İşyerlerinden okullara, sokaklara kadar her yerdeyiz. Her Onur Ayı’nda olduğu gibi bu yıl da mücadelemizi alanlara taşıyoruz! Alışın; buradayız, gitmiyoruz!
Dayanışmamız ile püskürttüğümüz lgbti+ düşmanı düzenlemelerinin yargı paketleriyle tekrar tekrar önümüze sunulmasını kabul etmiyoruz. Mücadelemizle nefret yasalarına karşı durmaya devam edeceğiz. Cinsiyet uyum süreçleri kriminalize edilmeye, lgbti+lara yönelik nefret yasalaştırılmaya çalışılıyor. Hükümet, transların bedenlerine ilişkin kararlarını ve sağlık haklarını ise yaş sınırları ve hapis tehditleriyle gasp etmeyi hedefliyor. Aile On Yılı ilanının gölgesinde hayata geçirilmek istenen bu düzenlemeler, “biyolojik cinsiyete aykırılık” ve “alenen özendirme” gibi kasıtlı olarak muğlak bırakılan kavramlarla varlığımızı ve örgütlenme hakkımızı suç ilan etmeye çalışıyor. Bu saldırılara karşı bir arada duruyoruz.
Lgbti+ derneklerine yönelik davalar ve kapatma kararları, “müstehcenlik” gibi gerekçelerle hazırlanan iddianameler, öğrenci kulüplerinin faaliyetlerine getirilen yasaklar… Bunların hiçbiri tesadüf değil; bunlar, onlarca yıldır kesintisiz süren sistematik bir nefret politikasının halkalarıdır.
Nefrete inat, yaşasın hayat!
Belirlenen aile kalıplarının dışında kalan herkesi bir tehdit olarak gören bu rejim, bizi kamusal alandan dışlayarak yok etmeye çalışıyor. Poyraz, Sincan Kapalı Hapishanesi’nde insanlık dışı koşullar altında hayatını kaybederken iktidar, TRT’nin dijital platformundan nefret belgeseli yayınlamakla meşguldü. Poyraz’ın ölümü de bu politikanın doğrudan sonucudur. Trans cinayetleri politiktir! Kadın ve lgbti+ cinayetleri nitelikli hal sayılmalıdır! Cezasızlık politikalarına ve iyi hal indirimlerine son verilsin!
Transların hormon ilaçlarına erişimine getirilen kısıtlamalar, bilinçli politik müdahalelerdir. 2024’ten itibaren idari yazılarla fiilen kapatılan uyum süreçleri, yaş kısıtlamaları, F64 tanı koduyla hormon ilaçlarının reçete edilememesi ile bu saldırı derinleşmekte. Cinsiyet uyum süreçlerinin önündeki fiili engellemeler derhal geri çekilmelidir! Kimliğimizden, bedenimizden, hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz!
Yoksulluk ve dışlanma kaderimiz değil!
İktidar, her geçen gün toplumsal hayata ve istihdama katılımımızı da hedef alıyor. Güvencesiz işlerde, sigortasız koşullarda ve ayrımcılığın gölgesinde çalışmayı kabul etmiyoruz. Sağlık ve kamusal hizmetlere erişimden büsbütün dışlandığımız bu düzeni ifşa etmeye devam edeceğiz. Tüm lgbti+ların kamusal haklardan eşit biçimde yararlanabilmesi için somut politikalar ve bütçe ayrılsın! İşyerlerinde toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığın ve şiddetin önüne geçmek için zorunlu eğitimler verilmeli. Bu ve benzeri düzenlemeleri öngören ILO 190 Sözleşmesi imzalanıp etkin uygulansın!
Kadın ve lgbti+ mücadelesinin ortaklaştığı her nokta bu rejim için bir tehdit ise, biz o mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Bizi yok sayan bu düzene karşı mücadelemizden vazgeçmiyoruz!
