Türkiye’de kuir bir göçmenin ev ararken karşılaştığı ilk soru çoğu zaman kira değil kimliktir. Bu soruya verilen cevap; barınmadan işe, sağlıktan güvenliğe kadar her şeyi belirler.
Türkiye’de milyonlarca göçmen ve mülteci bulunuyor. Bir yandan da lgbti+lara yönelik politik baskı da giderek artıyor. Onur yürüyüşleri yıllardır yasaklanıyor, lgbti+ örgütleri hukuki baskılarla karşı karşıya kalıyor ve hükümet yetkilileri kuir varoluşu açıkça bir tehdit olarak tanımlıyor. Kuir göçmenler için bu koşullar, göçün getirdiği güvencesizlikle birleşiyor.
Hukuki statü, gündelik hayatın tamamını belirliyor. Birçok lgbti+ göçmen oturum izni, başvuru süreçleri ve kayıt prosedürleri içinde sürekli bir belirsizlikle yaşıyor. Devlet kurumlarıyla kurulan her temas; cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliğinin açığa çıkması riskini taşıyor.
Barınma en temel zorluklardan biri. Ev sahipleri, göçmen kiracıları kabul etmiyor. Kimileri lgbti+ olduğu için reddediliyor. Özellikle küçük şehirlerde anonimlik neredeyse yok ve dayanışma ağları son derece sınırlı. Evden çıkarılma, dışlanma ve sürekli bir güvensizlik hali yaygın.
Çalışma hayatı da benzer şekilde kırılgan. Bazı mülteciler için yasal olarak çalışma izni başvurusu mümkün olsa da süreç pahalı, yavaş ve erişimi zor. Bu nedenle birçok göçmen kayıtdışı işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Patronlar bu güvencesizliği iyi biliyor ve bunu bir kontrol aracına dönüştürüyor. Ücretlerin ödenmemesi, sözlü ve fiziksel taciz, kötü çalışma koşulları çoğu zaman rapor edilemiyor; çünkü rapor etmek hem dikkatleri üzerine çekme hem de sınır dışı edilme riskini beraberinde getiriyor.
Trans göçmenler için koşullar daha da ağır. Birçok iş alanı onlar için en baştan kapalı. Bu da hayatta kalmak için en güvencesiz işlerde çalışmaya zorlanmayı beraberinde getiriyor. Devlet politikaları hem istikrarlı işe erişimi kısıtlıyor hem de bu güvencesizlik içinde oluşan alanları denetim ve cezalandırma yoluyla baskılıyor.
Sağlık hizmetleri ise yalnızca kâğıt üzerinde erişilebilir. Pratikte ise dil bariyerleri, ayrımcılık ve kötü muamele korkusu nedeniyle birçok lgbti+ göçmen hastanelerden uzak duruyor. Translar için hormon tedavisi ve cinsiyet uyum süreçleri özellikle zor ve giderek daha fazla idari ve yasal baskıya açık hale geliyor.
Bu koşullarda sivil toplum örgütleri hukuki destek, sosyal yardım ve sağlık yönlendirmeleri sağlıyor. Ancak bu kurumlar da siyasi ve hukuki baskı altında. Böylece zaten sınırlı olan destek mekanizmaları daha da daralıyor.
Kuir göçmenler bu koşulların pasif mağdurları değil. Dayanışma ağları kuruyor, bilgi paylaşıyor, birbirlerini koruyor ve hayatta kalmanın yollarını üretiyorlar. Devletin boş bıraktığı alanlarda yaşamı örgütlüyorlar.
Kuir göçmenlerin yaşadığı gerçeklik, Türkiye’deki daha geniş sorunlarla bağlantılı: güvencesiz çalışma, barınma krizi, zayıflayan sosyal haklar ve daralan demokratik alan. Bu sistemler herkesi aynı şekilde etkilemiyor, ama etkileri birbirinden kopuk değil.
Buradaki temel mesele, bazı insanların dışlanarak temel haklardan mahrum bırakılıp bırakılamayacağıdır. Barınma, sağlık, çalışma ve güvenlik gibi hakların kimliklere bağlı hale gelmesi, toplumun tamamı için hakların zayıflaması anlamına gelir.
Talebimiz basit: güvenceli yasal statü, ayrımcılığa karşı koruma, sağlık hizmetlerine eşit erişim, insanca çalışma koşulları, güvenli barınma ve korkusuz bir yaşam. Bunlar ayrıcalık değil, en temel yaşam koşullarıdır.
