• Biz Kimiz?
    • Hakkımızda
    • Yönelişimiz
    • Bize Ulaşın
  • Çalışmalarımız
    • Etkinlikler
    • Kampanyalar
    • Deklarasyonlar
  • Yazılarımız
    • Politika
    • Açık Kürsü
    • Kültür / Sanat / Bilim
    • Mektubumuz Var!
    • Haklarımız Var!
  • Beynelmilel
    • Uluslararası Mücadele
  • İlham Verenler
  • Medya
    • Video / Youtube
    • Podcast
Kadın Dayanışması
  • Biz Kimiz?
    • Hakkımızda
    • Yönelişimiz
    • Bize Ulaşın
  • Çalışmalarımız
    • Etkinlikler
    • Kampanyalar
    • Deklarasyonlar
  • Yazılarımız
    • Politika
    • Açık Kürsü
    • Kültür / Sanat / Bilim
    • Mektubumuz Var!
    • Haklarımız Var!
  • Beynelmilel
    • Uluslararası Mücadele
  • İlham Verenler
  • Medya
    • Video / Youtube
    • Podcast
No Result
View All Result
  • Biz Kimiz?
    • Hakkımızda
    • Yönelişimiz
    • Bize Ulaşın
  • Çalışmalarımız
    • Etkinlikler
    • Kampanyalar
    • Deklarasyonlar
  • Yazılarımız
    • Politika
    • Açık Kürsü
    • Kültür / Sanat / Bilim
    • Mektubumuz Var!
    • Haklarımız Var!
  • Beynelmilel
    • Uluslararası Mücadele
  • İlham Verenler
  • Medya
    • Video / Youtube
    • Podcast
No Result
View All Result
Kadın Dayanışması
No Result
View All Result

Filistin: iki kadın, bir abluka

Maysam AbuHindi by Maysam AbuHindi
19 August 2026
in Politika
0
Filistin: iki kadın, bir abluka

Nablus’ta iki Filistinli kadın, aynı iktidar düzeninin ürettiği koşullar altında yaşıyor. Biri; yıllarca hukuki yönlendirme, küçük gelirli projeler ve politik eğitim yürüten bir komite aracılığıyla bölgesindeki kadınları örgütledikten sonra İsrail’in idari gözaltısında 18 ay geçirdi. Diğeri; Ekim 2023’te on günlük bir ziyaret için Gazze’den geldi ve geçiş noktasının kapatılması nedeniyle çocuklarından ayrı, güvencesiz atölye işçiliğine bağımlı ve herhangi bir açıklama yapılmaksızın uzatılabilen bürokratik bir statü içinde sıkışmış halde Nablus’ta kalmaya devam ediyor.

İkisinin de yaşamları yaş, biyografi ve baskının Batı Şeria ile Gazze’de aldığı farklı biçimler açısından farklılaşıyor. Yaşadıkları koşulları ise aynı yapıyı paylaşıyor. Biri sabahın 4’ünde evinden alındı ve şüpheyi zamana dönüştüren bir gözaltı sistemine yerleştirildi. Diğeri bir aileyi dosyaya, emeği hayatta kalmaya ve anneliği askıya alınmış bir talebe dönüştüren bir yerinden edilme yaşadı. İkisi de Filistinlilerin yaşamını sınıflandırma, erteleme, hapsedilme ve tüketme yoluyla düzenleyen bir rejim altında yaşıyor. Mekanizmalar farklı olsa da yönetme mantığı süreklilik taşıyor.

Rania: örgütü dağıtmanın yöntemi olarak tutuklama

Rania 56 yaşında. Bir örgütçü olarak konuşuyor ve yetkililer de onun faaliyetine böyle davrandı. Rania yıllarca Nablus’ta bölgesindeki bir kadın komitesinde aktifti; hukuki yönlendirme, mütevazı gelirli projeler ve ideolojik olmadan önce pratik olan politik eğitim oturumlarıyla kadınlara yardımcı oluyordu. Komite; borç, aile hukuku, izinler, ev içi şiddet, gelir yoksunluğu ve işgal altındaki Filistinli kadınların hayatını dolduran sıradan krizlerle ilgileniyordu. Bu faaliyet, devletin geri çekildiği ve işgalin daha da fazla hasar dayattığı yerde bir güç inşa ediyordu. Bu da onu İsrail güvenlik sistemi açısından siyasi olarak okunabilir kıldı. Komite kadınları birbirine bağlıyordu. Onlara kelime dağarcığı, temaslar ve belli bir kolektif özgüven veriyordu. İşgalin izole etmeye çalıştığı türden bir faaliyet bu.

Rania sabahın 4’ünde tutuklandı. Askerler evine karanlıkta girdi; vücudun en az hazır ve hanenin en az tepki verebilir olduğu bir anda. Aileyi uyandırdılar, arama yaptılar ve onu, o anın herhangi bir sıradan anlamını söküp atmak üzere tasarlanmış bir sisteme aldılar. Tutuklama saati, verilen mesajın bir parçasıydı. Tahakküm yalnızca kelepçelerde veya silahlarda değildi. Evin geçici bir gözaltı yerine; çocukların, eşlerin ve akrabaların ise müdahale edemedikleri bir olayın tanıklarına dönüştürülmesindeydi. Bu, Batı Şeria’daki İsrail kontrolünün tekrar eden bir biçimidir: gereksinime göre değil korku yaratmak üzere zamanlanan ev baskınları. Bu prosedür, hâkimiyeti rutin bir idare olarak sahneler.

Ardından sorgulama geldi. Bu tür davalarda sorgulamanın amacı nadiren sıradan anlamıyla kanıt elde etmektir. Asıl amaç baskı kurmaktır. Tutuklanan kişiyi, konuşmanın kendisinin de bir denetim alanına dönüştüğü bir konuma zorla itene kadar yorgunluk, belirsizlik ve tekrarlı bir düzenleme dayatmasıdır. İdari gözaltı bu mantığı genişletir. Suçlama olmadan, yargılama olmadan, kamuya açık kanıt olmadan ve bir davanın sunulmasını gerektiren hukuki sürecin temel disiplini olmadan hapsetmeye izin verir. Devlet, gizli bilgisi olduğunu söylediği için bir kişiyi tutar. Tutuklanan kişiye suçlamanın özü açıklanmaz, buna cevap verme aracı verilmez. Mekanizma biçim olarak hukuki, işlev olarak keyfidir. İşgalin Filistin siyasi hayatını yönettiği temel araçlardan biridir.

Rania’nın davası, sistemin bir tehdit olarak gördüğü örgütlenme çalışması etrafında kuruldu. Bir kadın komitesi uzaktan bakıldığında dramatik görünmez. Toplantılar, ziyaretler, yönlendirmeler, proje formları, gelir üzerine tartışmalar ve kadınları yaşadıkları koşulları anlamak üzere eğiten siyasi eğitim oturumlarıdır bunlar. Sömürgeci bir ortamda bu, altyapıdır. Sosyal sürekliliğin altyapısıdır. Haneleri ayakta tutabilecek, kadınları izolasyondan koruyabilecek ve sürekli parçalanmaya zorlanan bir toplulukta siyasi bir hafıza yaratabilecek türden bir faaliyettir. Rania’nın tutuklanması bu altyapıya verilen bir yanıttı.

Damon Cezaevi’nde Rania aynı siyasi düzenin başka bir katmanıyla karşılaştı. Kadın tutuklular, onları izole birimlere indirgemek üzere inşa edilmiş bir ortamda tutuluyor, yine de içs örgütlenme biçimleri geliştiriyorlar. Bilgi paylaşıyor, görev dağıtıyor, anlaşmazlıkları çözüyor, yeni tutukluları koruyor ve hapishanenin zamanı monotonluğa indirgeme çabasına karşı siyasi analizi canlı tutuyorlar. Ayrıca durumlarına dair kolektif bir okumayı da canlı tutuyorlar. Hapishane, farklı yerlerden ve geçmişlerden Filistinlilerin ortak bir zor altında yakın temasa zorlandığı az sayıdaki yerden biridir ve bu yakınlık siyasi disiplin üretebilir.

Rania, kadın tutuklular arasındaki siyasi örgütlenmeyi bir soyutlama değil bir gereklilik olarak tanımlıyor. Damon’daki günlük rejim, hayatın her yönünü yapılandırıyor: yemek, hareket, iletişim, uyku, sağlık ve tıbbi erişim. Kadınlar kendi örgütlenmeleriyle yanıt veriyor. İç düzeni koruyor, yeni tutsakları eğitiyor, açlık grevleri etrafında koordinasyon sağlıyor ve dışarıdaki tutukluların isimlerini ve durumlarını takip ediyorlar. Hapishanede, parçalanmayı reddetmek bir direniş biçimine dönüşür. İşgal, hapishanenin edilgenlik üretmesine güvenir. Filistinli kadınlar ise bunu defalarca bir siyasi faaliyet alanına dönüştürmüştür.

7 Ekim sonrasındaki haftalar, hapishane sisteminin her katmanını yoğunlaştırdı. Koşullar kötüleşti. İletişim sıkılaştırıldı. Rutin kötü muamele daha da şiddetlendi. Dışarıdaki aileler Gazze’de genişleyen savaşla ve Batı Şeria’da tırmanan baskıyla yaşarken, içerideki kadın tutsaklar dış dünyadan daha da koptu. Hapishane, daha büyük bir bölgesel felaketin içinde kapalı bir odaya dönüştü. Rania’nın tanıklığı bu dönemi siyasi terimlerle konumlandırıyor: 7 Ekim sonrası rejim yalnızca askeri alanda değil idari alanda da yoğunlaştı. Hapishaneler, kontrol noktaları, izinler, baskınlar ve gözaltılar tek bir zincir oluşturdu. Amaç, Filistinlilerin her bir mekânını koşullara bağlı, her hareketini geri alınabilir, her ilişkisini kırılgan hissettirmekti.

Rania’nın serbest bırakılması hasarı çözmedi. Serbest bırakılma çoğu zaman özgürlüğe dönüş olarak anlatılır. Birçok eski tutsak için bu; gözetime, sürüp giden hukuki riske, devam eden aile içi gerginliğine ve hapishanenin kesintiye uğrattığı şeyi yeniden inşa etme sosyal işine bir geri dönüştür. Gözaltı sonrası yaşananlar eve nüfuz eder. Çocuklar değişmiştir. Mali durum değişmiştir. Siyasi bağlılıklar derinleşmiş olabilir, tıpkı devletin her an eve yeniden girebileceği bilgisi gibi. İdari gözaltı temiz bir çıkış bırakmaz çünkü bir tehdit olarak mevcut kalmak üzere tasarlanmıştır. İşlevi, hücrenin ötesine uzanır. Hapsedilme öncesi ve sonrası yılları da yönetir.

Amal: emek disiplini olarak yerinden edilme

Amal 29 yaşında. Gazzeli. Evli ve iki çocuğu var, 5 ve 3 yaşlarında. Ekim 2023’te kayınvalidesine bakmak için planlanmış on günlük bir ziyaret amacıyla Nablus’a geldi. Geçiş noktası kapandı. Günler aylara dönüştü. Gazze’deki ailesi Gazze Şeridi içerisinde tekrar tekrar yerinden edilmeye zorlandı. Amal ise insani anlamdan yoksun bir statüde Nablus’ta kaldı. Ne dönüş tarihi olan bir ziyaretçiydi ne de güvenli haklara sahip bir sakin. Aileleri kısmen mevcut ve kalıcı olarak ayrı tutan bir sınır rejimi tarafından askıya alınmış, siyasi bir duraklamada tutulan bir kadındı.

Bu koşul biçim olarak bürokratik, etki olarak maddidir. Amal belgelere, izinlere, hareket olasılığına ve nerede uyuyabileceği, çalışabileceği ve yemek pişirebileceği gibi pratik sorulara hesap vermek zorunda. Nablus’taki hayatı aile birliğiyle, anne olarak varlığıyla ya da bakımın sıradan mekaniğiyle ilgilenmeyen bir kapatma politikası tarafından şekillendiriliyor. Geçiş noktasının kapanması, on günlük bir gezintiyi açık uçlu bir ayrılığa dönüştürdü. Gazze’de çocukları, kuşatma ve bombardıman altındaki bir bölge içinde bir yerden diğerine taşındı. Nablus’ta ise bilinen bir ev güzergâhı olmayan, yerinden edilmiş bir kadın haline geldi.

Amal bir giyim atölyesinde iş buldu. Günde 11-12 saat çalışıyor. Sözleşme yok. Ücretler, kontrol noktası gecikmelerine bağlı olarak üçte bire varan oranda dalgalanıyor. Bu ayrıntı önemli çünkü sömürgeci denetimin emek sürecine nasıl nüfuz ettiğini gösteriyor. Atölye, sadece onun emeğini olağan kapitalist anlamda sömürmüyor. Aynı zamanda kontrol noktalarının ürettiği belirsizliği de soğuruyor. Bir iznin gecikmesi, bir yolun kapanması, bir güvenlik durdurması, bir ulaşım kesintisi; her biri düşük ücret, kaçırılan kotalar ya da kısaltılmış vardiyalar için bir gerekçeye dönüşüyor. Bedeni, rejimin riskini taşımak üzere kullanılıyor. İşveren bu riski, az pazarlık gücüne ve istikrarlı hukuki zemine sahip olmayan yerinden edilmiş bir kadına dışsallaştırıyor.

Amal’ın tanıklığı, kapatma rejiminin toplumsal yeniden üretimi nasıl şekillendirdiğini açıkça ortaya koyuyor. Amal ve yerinden edilmiş iki kadın daha dönüşümlü bir yemek yapma sırası oluşturdu. Yemek, temizlik ve sonu belirsiz geçici bir düzenlemeyle işleyen evi ayakta tutan gündelik işleri aralarında paylaşıyorlar. Bu, işgal altında toplumsal yeniden üretimdir: Hayatı sürdüren emek dağıtılır, doğaçlama yapılır ve kadınlaştırılırken, bu doğaçlamaya mecbur bırakan siyasi koşullar değişmeden kalır. Yemek yapma sırası kulağa küçük gelebilir. Ama pratikte bir hayatta kalma yöntemidir. Savaşın ve ablukanın bozduğu aile altyapısının yerini alır ve kadınlara, dış dünyanın kendilerinden aldığı günlük ritim üzerinde bir miktar denetim verir.

Amal’ın kaybedilen ev içi otoriteye ilişkin anlatımı özgül ve pek çok şeyi açığa çıkarıyor. Gazze’de, yerinden edilmeden önce, evinde kendisine tanınmış bir konum veren bir yeri vardı. Mutfağını, kilerini, yemek zamanlamasını, çocuklarının rutinlerini, emeğinin sosyal anlamını biliyordu. Nablus’ta başka birinin düzeni içinde, kendi ev içi alanını yönlendirme becerisini sınırlayan koşullar altında yaşıyor. Çalışabiliyor, yemek pişirebiliyor ve telefon görüşmeleri ve haber kırıntıları yoluyla uzaktan çocuklarına bakabiliyor. Ama haneyi eskiden olduğu gibi idare edemiyor. İşgal yalnızca insanları sınırlar arasında taşımakla kalmıyor; aileler içindeki otoriteyi de yeniden dağıtıyor. Kadınları emeklerinin demirlendiği mekânlardan ayırıyor, sonra da bakımdan yine de sorumlu kalmalarını gerektiriyor.

“İnsani kriz” söyleminin neden yetersiz olduğunun bir nedeni de bu. Meseleye “insani” söylemiyle yaklaşmak, acıyı kaydederken onu üreten yapıyı gizliyor. Amal’ın hayatı; sınırların kapatılması, savaş, yerinden edilme, emeğin güvencesizliği ve ailenin kopuşunun özgül bir bileşimi tarafından şekillendiriliyor. Bunlar politik sonuçlardır. Kurumlar, emirler ve prosedürler aracılığıyla idare edilen uygulamalardır. Olağan gerçekler veya bir Filistinlinin yaşamının kaçınılmaz arka planı değildirler. Geçiş noktası kapalı olduğu için bir giyim atölyesinde dalgalanan ücretler karşılığında çalışmak zorunda kalan bir kadın, hapsetmeye dayalı bir ekonomi politiğin içerisindedir. Geçiş noktası kapalı kalmaya devam ettiği için çocuklarına dönemeyen bir anne, zor yoluyla yazılmış bir aile politikasının içerisindedir.

Amal konuşmalarında sürekli Gazze’deki bir mutfağa geri dönüyor. Bu özgüllük önemli. Eve dair genel terimlerle konuşmuyor. Bir mutfaktan söz ediyor; ev içi hayatın sıradan akışında biçimi olan bir yer: depolama, hazırlık, ısı, zamanlama, çocukların varlığı, hanenin iç düzeni. O mutfak, işgalin parçaladığı maddi bir hayat düzenini simgeliyor. Bu bir işyeri, bir sosyal merkez ve bir otorite hatırası. Geri dönme umudu duygusal bir nostalji değil. Bütünlüğünü koruyan bir sosyal dünyaya yönelik bir hak talebi.

Tek aygıt, iki oda

Rania’nın hapishanesi ve Amal’ın yerinden edilmesi aynı aygıta ait. Bir oda idari emirle hapsedilme anlamına gelirken diğeri sınırın kapatılması ve yerinden edilmeyle hapsedilme anlamına geliyor. Birincisinde devlet, örgütlenmesinden korktuğu için bir kadını topluluğundan uzaklaştırıyor. İkincisinde ise devlet, hareketin kendisi bir güvenlik meselesi olarak ele aldığı için bir kadını ailesinden uzak tutuyor. Bir odada gizli dosyalar ve gözaltı uzatmaları kullanıyor. Diğerinde ise kapalı geçiş noktaları, gecikmiş izinler ve istisna bürokrasisi kullanılıyor. İkisi de bir hâkimiyet aracı olarak zamana bağlı. İkisi de kadınları onları ayakta tutan sosyal ilişkilerden ayırıyor. İkisi de Filistinlilerin yaşamını mümkün kılan kadın emeği biçimlerini hedef alıyor: siyasi örgütlenme, hukuki arabuluculuk, gelir yaratma, bakım işi, yemek pişirme, ücretli emek ve akraba bakımı.

Patriyarkal denetim ve sömürgeci denetim burada tek bir aygıt olarak işler. Sistem, kadınların hareketliliğini, emeklerini, ev içi otoritelerini ve kolektif örgütlenmelerini tek bir kurumlar zinciri aracılığıyla denetler. Hapishaneler, kontrol noktaları, kapatmalar, atölyeler, askeri emirler, sorgulamalar ve idari dosyalar aynı yönetim düzenine aittir. Bu düzenin ailelerin ve işyerlerinin içine kadar uzanması ve aynı zamanda yasal otorite iddiasında bulunmasının bir anlamı var. Kadınların örgütlenmesini bir güvenlik tehdidi, bakım işlerini ise tükenmez bir kaynak olarak görmesinin bir anlamı var. Aynı rejimin feminist bir örgütçüyü 18 ay hapiste tutabilmesinin ve bir anneyi çocuklarından belirsiz bir süre uzakta bırakırken emeğini bir atölyede sömürebilmesinin bir anlamı var.

Buradan çıkan politik ders ortada. Bu koşullar yaratıldı. İsimleri ve arkalarında kurumları olan kararlarla üretildi. İdari gözaltı bir politikadır. Geçiş noktalarının kapatılması bir politikadır. İzin rejimi bir politikadır. İşgal altında iş güvencesizliği bir politika sonucudur. Gazze içinde tekrar tekrar yerinden edilme; devlet gücü aracılığıyla idare edilen askeri saldırının, kuşatmanın ve sivil altyapının tahrip edilmesinin sonucudur. Bunların hiçbiri kader değildir. Hiçbiri Filistinlilerin yaşamlarına dair çizilen doğal bir sınır değildir. Nablus’taki kadınlar adı konulabilecek, incelenebilecek, meydan okunabilecek ve politik mücadele yoluyla tersine çevrilebilecek sistemlerin içinde yaşıyor.

Rania’nın örgütlenmesi ve Amal’ın emeği, Filistinli kadınların, toplumu parçalamaya yönelik koşullar altında toplumun yeniden üretiminin merkezinde kalmaya devam ettiklerini gösteriyor. İşgal bunu iyi biliyor. Bu yüzden Filistinlilerin hareketlerini, ağlarını, programlarını, evlerini ve günlük hayatı yönetme kapasitelerini hedef alıyor. Rania ve Amal’ın tanıklıkları aynı sonuca işaret ediyor: Sömürgeci iktidar, kadınların zamanını ve emeğini yöneterek ve hayatta kalmanın sıradan görevlerini hâkimiyet alanlarına dönüştürerek hayatta kalıyor. Bu iktidara karşı mücadele, kadınları yerinde tutan somut mekanizmalardan ve onları yeniden harekete geçirebilecek kolektif biçimlerden başlamak zorunda.

Tags: Filistinişgalkadın emeğiSiyonizm
Previous Post

Bir kez daha: Kadın cinayetleri politiktir!

Categories

  • Açık Kürsü
  • Beynelmilel
  • Biz Kimiz?
  • Çalışmalarımız
  • Deklarasyonlar
  • Etkinlikler
  • Hakkımızda
  • Haklarımız Var!
  • İlham Verenler
  • Kampanyalar
  • Kültür / Sanat / Bilim
  • Mektubumuz Var!
  • Öne Çıkanlar
  • Politika
  • Söyleşi
  • Uluslararası Mücadele
  • Uncategorized
  • Video / Youtube
  • Yazılarımız

Son Eklenenler

  • Filistin: iki kadın, bir abluka
  • Bir kez daha: Kadın cinayetleri politiktir!
  • Boşanmak neden kadınlar için bu kadar zor?
  • Dilovası iş cinayetinde ailelerin talebi: adil bir yargılama
  • Mutfakta kadın olmak: bir kadın aşçının mektubu

Categories

Açık Kürsü Beynelmilel Biz Kimiz? Deklarasyonlar Etkinlikler Hakkımızda Haklarımız Var! Kampanyalar Kültür / Sanat / Bilim Medya Mektubumuz Var! Politika Söyleşi Uluslararası Mücadele Uncategorized Video / Youtube Yazılarımız Çalışmalarımız Öne Çıkanlar İlham Verenler

Arşiv

Category

  • Açık Kürsü
  • Beynelmilel
  • Biz Kimiz?
  • Çalışmalarımız
  • Deklarasyonlar
  • Etkinlikler
  • Hakkımızda
  • Haklarımız Var!
  • İlham Verenler
  • Kampanyalar
  • Kültür / Sanat / Bilim
  • Mektubumuz Var!
  • Öne Çıkanlar
  • Politika
  • Söyleşi
  • Uluslararası Mücadele
  • Uncategorized
  • Video / Youtube
  • Yazılarımız

Site Links

  • Log in
  • Entries feed
  • Comments feed
  • WordPress.org
  • Hakkımızda
  • Çalışmalarımız
  • Bize Ulaşın

© 2026 JNews - Premium WordPress news & magazine theme by Jegtheme.

No Result
View All Result
  • Biz Kimiz?
    • Hakkımızda
    • Yönelişimiz
    • Bize Ulaşın
  • Çalışmalarımız
    • Etkinlikler
    • Kampanyalar
    • Deklarasyonlar
  • Yazılarımız
    • Politika
    • Açık Kürsü
    • Kültür / Sanat / Bilim
    • Mektubumuz Var!
    • Haklarımız Var!
  • Beynelmilel
    • Uluslararası Mücadele
  • İlham Verenler
  • Medya
    • Video / Youtube
    • Podcast

© 2026 JNews - Premium WordPress news & magazine theme by Jegtheme.